Çocukları ve yaşlanan anne babasının sorumlulukları arasında sıkışan bir adam, kendi hayatının başlangıcı ve sonu arasında zaman yolculuğu yapmaya başlar. Geçmiş ve gelecek arasında da sıkışınca, ailesi boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan sessizlik mirasıyla yüzleşmek zorunda kalır.


Sinopsis

Mert 40 yaşında bir aile babasıdır. Beş yaşındaki kızı ve bir yaşındaki oğlunu büyütmeye çalışırken, hafızasını giderek kaybeden annesi ve kanser tedavisi gören babasının sorumluluğunu da üstlenmektedir. 

Literatürde “Sandviç Kuşağı” olarak tanımlanan milyonlarca insan gibi iş, evlilik, çocuklar ve yaşlanan anne babası arasında sıkışmış halde hayatını sürekli bir yerlere yetişmeye çalışarak geçirmektedir.

Bir sabah eşi Esra, yıllardır biriken sessizliğin ardından boşanmak istediğini söyler.

Mert için bu yalnızca evliliğinin değil, kurduğu bütün hayatın sarsılması anlamına gelir.

Tam bu dönemde açıklayamadığı bir deneyim yaşamaya başlar. Kendi hayatının farklı zamanlarına savrulmaktadır.

Bazen bir yaşındaki bebek bedeninin içinde uyanır. Her şeyi görmekte ve anlamaktadır ancak henüz konuşamadığı için çevresindekilere kendini anlatamaz. Bazen de onlarca yıl sonraki yaşlı bedeninde bulur kendini. Zihni yerindedir fakat felç nedeniyle konuşamaz ve hareket edemez.

Geçmiş, bugün ve gelecek arasında gidip gelen Mert, hayatını başlangıcından ve sonundan aynı anda deneyimlemeye başlar.

Bu yolculuk sırasında yalnızca kendisini değil, ailesi boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan görünmez bir mirası da fark eder: Kimse birbirine gerçekten söylemesi gereken şeyleri söyleyememiştir. Çocuklar, ebeveynler ve eşler aynı evlerin içinde yaşamış, fakat çoğu zaman sessizlikle konuşmuştur.

Bir yanda konuşamayan bebekliği, diğer yanda konuşamayan yaşlılığı arasında sıkışan Mert, ilk kez sevdiği insanları gerçekten görmeye başlar.

Sandviç, çocukları ile ebeveynleri arasında sıkışmış bir adamın, kendi hayatının başlangıcı ve sonu arasında yaptığı sıra dışı yolculuk üzerinden aile, zaman, hafıza ve kuşaklar boyunca aktarılan sessizliği anlatan fantastik bir dramdır.

Yazar ve Yönetmen Görüşü

Sandviç, 40’lı yaşlarımda zihnimi meşgul eden kişisel bir duygudan doğdu.

Kırk yaşımı geçtiğimde kendimi ilginç bir eşikte buldum. Bir yanda dünyaya gelen ve büyüyen çocuklarım, diğer yanda yaşlanan ve büyük hastalıklar atlatan anne-babam vardı. Hayatımın ilk döneminde ebeveynlerim bana bakmıştı. Şimdi ise aynı anda hem çocuklarıma hem de ebeveynlerime bakmaya çalışıyorum.

Dünyada milyonlarca insanın yaşadığı bu durumun bir adı olduğunu daha sonra öğrendim: “Sandviç Kuşağı.”

Ancak beni etkileyen şey sosyolojik tanımın kendisi değil, bu durumun yarattığı görünmez duygusal yük oldu. İnsan bir yandan çocuklarının geleceğini kurmaya çalışırken diğer yandan anne-babasının geçmişini kaybetmeye başladığını izliyor. Bir yandan hayatın başlangıcına tanıklık ederken diğer yandan sonuna yaklaşıyor. Aynı anda hem ebeveyn hem de evlat olmanın yarattığı bu duygu, bana göre çağımızın en evrensel ve en az konuşulan hikayelerinden biri.

Filmin çıkış noktası bu kişisel deneyim olsa da, anlatmak istediğim şey yalnızca benim hikayem değil. Çocuk sahibi olmuş, anne-babasının yaşlandığını görmüş ya da sevdiği birini kaybetme korkusuyla yüzleşmiş herkesin kendinden bir parça bulabileceği evrensel bir hikaye anlatmak istiyorum.

Bu nedenle Sandviç’i yalnızca bir aile dramı olarak değil, zaman üzerine bir film olarak tasarladım.

Mert’in kendi hayatının farklı dönemleri arasında yaptığı yolculuk, aslında hepimizin yaşadığı görünmez bir gerçeğin metaforu. Hepimiz aynı anda geçmişimizin çocukları, bugünümüzün yetişkinleri ve geleceğimizin yaşlılarıyız. Filmdeki zaman yolculuğu fikri bilimkurguya değil, bu duygusal gerçeğe hizmet ediyor.

Filmin merkezindeki diğer tema ise kuşaklar boyunca aktarılan sessizlik.

Mert’in bebekliği konuşamaz. Yaşlılığı konuşamaz. Annesi hafızasını kaybettikçe kendini ifade etmekte zorlanır. Oğlu henüz kelimelere sahip değildir. Ve aslında bugünkü Mert de hayatındaki insanlara söylemesi gereken şeyleri söyleyememektedir.

Film boyunca araştırmak istediğim temel soru şu:
Bir aileyi birbirine bağlayan şey gerçekten konuşulanlar mı, yoksa hiç söylenemeyenler mi?

Yönetmen olarak amacım, bu hikayeyi fantastik yapısına rağmen son derece gerçek ve insani bir zeminde anlatmak.

Kariyerim boyunca binden fazla reklam filminin yaratıcı süreçlerine liderlik ettim ve yüze yakın reklam filmini yönettim. Bu deneyim bana yalnızca görsel anlatım becerisi değil, duyguyu en ekonomik ve etkili biçimde aktarma disiplini de kazandırdı.

Sandviç’te reklamcılıktan gelen görsel anlatım deneyimimi sinemanın karakter derinliği ve duygusal gücüyle bir araya getirmeyi hedefliyorum. Oyunculuk performanslarını merkeze alan, güçlü görsel anlatımı olan, yerel detaylardan beslenen ancak dünyanın her yerindeki izleyicilere ulaşabilecek evrensel bir film yapmak istiyorum.

Çocuklarım büyüyor. Anne-babam yaşlanıyor. Ben ise ikisinin tam ortasında duruyorum. Sandviç, bu arada kalmışlığın hikayesi.

Hayatım boyunca birçok hikaye anlattım. İlk uzun metraj filmimi ise ancak beni bu kadar derinden ilgilendiren bir hikayeyle yapmak istedim. Çünkü Sandviç, hayal ettiğim bir dünyadan değil, tam içinde yaşadığım hayattan doğdu. 

Arda Erdik

Yazar & Yönetmen

Arda Erdik, sinema ve görsel anlatı alanındaki ilk çalışmalarını Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenciyken çektiği kısa film ve belgesellerle gerçekleştirmiş, bu çalışmalarıyla çeşitli ödüller kazanmıştır.

25 yıldır reklam, film ve içerik üretimi alanlarında çalışan Erdik, Türkiye’nin en ödüllü reklamcılarından biridir.

Kariyeri boyunca İş Bankası, Türk Hava Yolları, Netflix, TikTok gibi birçok ulusal ve uluslararası marka için geliştirilen 1.000’in üzerinde reklam filminin yaratıcı süreçlerine liderlik etmiştir.

Yaratıcı yönetmenliğin yanı sıra yönetmen olarak da çalışmalarını sürdüren Arda Erdik, bugüne kadar 100’e yakın reklam filmini bizzat yönetmiştir.

Çalışmalarında oyunculuk performansları ve karakter odaklı anlatım ön plana çıkmaktadır.

Reklamcılık kariyeri boyunca Cannes Lions, Kristal Elma, Effie ve Felis başta olmak üzere ulusal ve uluslararası platformlarda yaklaşık 1.000 ödül kazanmış; farklı yarışmalarda jüri üyeliği ve jüri başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.

Arda Erdik, reklamcılık çalışmalarının yanı sıra farklı formatlarda özgün içerikler de üretmektedir. Ali Atay ve ekibinin rol aldığı “Anonim” dizisinin yaratıcısı ve yazarlarından biridir. Ayrıca dünyanın 40’tan fazla ülkesinde yayınlanan çocuk içeriği Eggy Pops’un yaratıcısıdır.

Bugün Türkiye’nin en büyük reklam ajanslarından biri olan Tribal Worldwide İstanbul’un ajans başkanlığını sürdüren Arda Erdik, farklı mecralarda geliştirdiği çeyrek asırlık hikaye anlatıcılığı deneyimini ilk uzun metraj sinema filmi projesine taşımaktadır.

Evli ve iki çocuk babası olan Arda Erdik, ilk uzun metraj sinema filmi projesi Sandviç’te kuşağının en görünmez yüklerinden birine odaklanmaktadır. Yaşam deneyimlerinden izler taşıyan film, zamanın farklı dönemlerinde aynı anda ebeveyn ve evlat olmanın yarattığı duygusal gerilimi merkezine almaktadır.